GALERİ
Taksim’in Yeniden Fethi

Dinamik Gazete - Tuğrul Acar

Taksim’in Yeniden Fethi


 

İstanbul bir süredir Başbakan Erdoğan’ın bizzat kendi girişimiyle başlattığı Taksim Meydanı Projesi’ni tartışıyor. Projenin ilk kez öne sürüldüğü geçen yıldan bu yana Taksim; pek çok protestonun,  reddedilen projelerin ve koruma kurulunun kararını reddeden Başbakan’ın çıkışlarının odak noktası haline geldi.

Geçtiğimiz yıl öne sürülen ve uygulamasına devam edilen Taksim Meydanı Projesi’ne göre meydanda bulunan otobüs durakları yeraltına alınacak; Talimhane, Tarlabaşı ve Gümüşsuyu caddelerine bağlantılar ise yeraltından tünellerle sağlanacak. Bugün Taksim Gezi Parkı’nın bulunduğu yere geç dönem Osmanlı mimarisin seçkin örneklerinden Topçu Kışlası yeniden inşa edilecek.  Başbakan Erdoğan’ın İstanbul’u kendi deyişiyle ‘’ihya’’ etmek amacıyla üstlendiği bu proje çeşitli çevrelerden ciddi tepkiler aldı. Aslında Taksim Meydanı projesine AKP’nin ustalık dönemi olarak nitelediği son birkaç yılda İstanbul’da yürüttüğü projelerle bir arada bakmak gerekli: İstanbul’un en ihtişamlı noktalarından biri Çamlıca Tepesi’ne yapılacak olan caminin projesi tamamlandı, UNESCO’nun tüm uyarılarına rağmen yapımından vazgeçilmeyen Haliç’in iki yakasını bağlayan beton bloğu da neredeyse bitme aşamasında.

 

Proje kapsamında en fazla tepkiyi çeken fikir ise İstanbul’un merkezi Taksim’de şehrin nadide yeşil alanlarından olan Gezi Parkı’nın ortadan kaldırılıp yerine bir alışveriş ve yaşam merkezi konseptinde Topçu Kışlası yapılacak olması. Başta Başbakan olmak üzere projenin uygulayıcıları Topçu Kışlası’nın geç dönem Osmanlı mimarisinin en güzel eserlerinden biri olduğu, sebepsiz yere yıkıldığı ve tekrar olduğu yerde yükselmesi gerektiği fikrini savunarak projenin halkla ilişkiler kısmını sorunsuz bir şekilde yürüttü. Fakat pek çok mimar ve şehir plancısının söylediğine göre Topçu Kışlası’nın o dönemde yıkılması her ne kadar yanlış ise yeniden bir taklidinin yapılacak olması da bir o kadar yanlış; modern mimarlık ve şehir plancılığı anlayışına da uymuyor. Üstelik siyah beyaz fotoğraflardan başka hiçbir mimari taslağı ya da çizimi elde olmayan kışlanın aslına uygun olarak yapılmasının mümkün olmadığı savunuluyor. Projeye göre kışlanın içi mağazalar, restoranlar ve ortası AVM’lerin yeni trendi buz pistinden oluşuyor. Bunların yanında çeşitli sanat faaliyetleri için birtakım galeri ve salonların da yer alması planlanıyor. Öngörüldüğü şekliyle proje, dış görünüşüyle bir tarihi yapı izlenimi veren, fakat içi yürüyen merdivenlerle döşeli, ne Osmanlı dönemi yapısı ne de 21. yüzyıl mimari örneği diyebileceğimiz, tam kimliğini bulamamış bir Beyoğlu AVM’si olarak karşımıza çıkacak.

Projenin diğer ayağını oluşturan meydandaki durakların yeraltına alınması ve çevre caddelere ulaşımının da yer altı tünelleriyle verilecek olması başta kulağa iyi bir fikir gibi gelse de bu durumun kendi içinde yeni problemler doğuracağını söyleyenler de mevcut. Toplu taşımanın yeraltına alınmasıyla bir nevi insan trafiği de yeraltına alınmış olacak. Metrobüs duraklarından alışık olunduğu gibi merdivenlerde ve peronlarda yığılmaların olacağı öngörülüyor. Bu yüzden pek çok çevreden gelen öneri belediyenin Taksim’e araç trafik akışını azaltacak ve trafik sorununu önleyecek projeler üretmesi şeklinde. Mimarlar da 21. yüzyıl şehir plancılığında artık yeraltı tünellerinin bir işlevsellik sağlamadığını, daha ziyade trafiğin yer altlarında yoğunlaşmasına neden olduğunu destekliyor. Bu proje ile, Gümüşsuyu, Tarlabaşı ve Talimhane yönünde trafiğin artacağı endişesi dile getiriliyor.

Taksim Platformu

Projenin ortaya atıldığı zamandan bu yana tepkilerini dile getiren çeşitli sivil toplum kuruluşları ‘’Taksim Platformu’’ adında bir oluşumla birleştiler. Siyasetten ve basından pek çok kişinin içinde olduğu çevreler Taksim Platformu’nu sık sık İstanbul’da bir düzenleme ve gelişme istemeyen ‘’entel’’ güruh söylemiyle itham ediyor.Platform ise hepimizin ortak değeri olan Taksim Meydanı’nda şüphesiz bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu dile getiriyor ve ekliyor: “Taksim, etrafındaki mahalleler, yaşayanlar, işyerleri ve ziyaretçileri ile birlikte ele alınarak planlanmalıdır. Modern şehircilik anlayışının en önemli prensiplerinden olan  kent sakinlerinin de değişim projelerinin hazırlanma sürecine dâhil edilmesi Türkiye’de sadece şeklen uygulanıyor.”

Platform, bu durumun uygulanan çoğu kentsel dönüşüm projesinde görüldüğünü belirtirken; Kadir Topbaş’ın bu eleştirilere “Taksim bir yaşam noktası değil, geçiş noktası” cevabını vermesi ile birlikte proje sürecinde kent sakinlerinin katılımına gerek olmadığının ima edildiği savunuluyor.

Dünyadan Örnekler ve Son Durum

Dünya’nın çeşitli yerlerinde benzer projelerin başarıyla ve kent yaşamına işlevsellik katmasıyla sonuçlanan örnekleri de mevcut. Almanya’nın kuzeydeki en büyük ve ülkenin en canlı kentlerinden biri olan Hamburg’da hayata geçirilen projeyle eski liman bölgesi başarılı bir şekilde iş, kültür ve yaşam merkezine dönüştürüldü. İspanya’nın Akdeniz sahilindeki en güzel şehirlerinden Barselona’nın Katalunya Meydanı bir şehrin sakinlerinin bir kamusal alanı ne derece benimsediklerinin başarılı bir örneği. Kentin sosyal ve ticari yaşamın kalbinin attığı meydan neredeyse 24 saat canlı.

Dünyadaki bu tip başarılı örneklere bakıldığında Taksim Meydanı’nın da insanların aidiyet hissedebileceği şekilde düzenlenmesi ve bu süreçte kentlilerin söz sahibi olması çeşitli platformlar tarafından dile getiriliyor. Bunlardan biri olan ‘’Taksim Platformu’’, 13 Nisan Cumartesi günü Taksim Gezi Parkı’nda protesto amacıyla toplandı. Öncelikle çeşitli dernek ve siyasi parti yöneticileri tepkilerini dile getirdiler. Temel vurgu demokratik yönetimlerde böyle bir proje düzenlenirken halkın kararına danışılması gerektiği ve Taksim Meydanı projesinde bu sürecin işlemediğiydi. Fakat sonrasında gün, protestodan ziyade bir şenlik havasında geçti. Program gece yarısına dek süren gösteriler ve konserlerle devam etti.  

Tuğrul Acar

[email protected]




 
Taksimplatform.org © 2012. Tüm hakları saklıdır. powered by sinapsiletisim